Bir çift pati düşer parmaklıklar ardına,
Namı önden gelir kaplanmış babında,
Bilmez ki o artık dört duvar arasında,
Ekmeği dahi kalır aslanların ağzına,
Pişt Süleyman, ne bakıyorsun?
Ne saklı o kehribarların arkasında?
Tekinsiz tekir sesleniyor balık kokan ağzıyla,
Ya aklı hala mihrabı olan ağaç dalında,
Ya da düşlemiyor bir kap aştan başka,
Tek bir pati uzanır gardiyanın koluna,
Meğer acıkmış da sığınmış ele avuca,
Biliyor mu ki ne saklı o ellerin arasında?,
Belki şifası saklı o avcun sonunda,
Belki de son akşam yemeğidir avcının avına,
Süleyman artık tok; patisinden de eser yok,
Fakat pençesi ise eline düştüğü kollarda,
Esaretini kancalayan o eller değil miydi de olsa?,
İşin aslı bir planı varmış aklında,
Parmaklıkların ötesi ezeldenmiş hatrında,
Krokileriyse postunun hemen altında,
Bakıyor yüreğinden uzanan bütün yollara,
Tüm yollar çıkıyor o hep sevildiği yuvaya,
Süleyman şimdi yok; o hep sevileceği yuvada,
Pisi pisine bıraktığı bir izi kollarda,
Diğer izi ise hiç silinmeyecek olan anılarda.
-Metinhan, 2025.
Görsel: ChatGPT
Şansına münferit kalan bir başına,
Arar durur yazgısını alaca mehtabın ağzında,
Ne çare ki feza puslu ve öksesi hasmane,
Kim ki o pençeyi atan afitapın alnına?
Olağan şüpheli herbir ademin aklında,
Pek bi’ şahsa münhasır bu yalnızlık aslında,
Heybetiyle düzenbaz, yancısıyla aldatan,
Dokunamaz, dokunur; konuşamaz, konuşur,
Gölgesi aşınmaz, yalnız hiç bırakmaz,
Tekmeler adımlarını ardı ardına,
Buyruk başına ucu bucağı beş karış uğruna,
Devasını bi’ ses, bi’ sohbette bulmaya,
Sanır ki şifası kalabalıklar arasında,
Hiç gelmemiş gibi anadan üryan buraya,
Bir sen vardın annenin koynunda,
Bir de nefes bahşeden gönlün sesi hatrında,
Bir başınaymış güya yol boyunca,
Kimseler yokmuş ne yanında ne de yadında,
Arşınladığı beş karışın ardında,
Yalnızın yancısı da orada,
Ucu bucağı beş karış yolun evveli,
Çıkmaz yolun sebebi,
Peki bu beyhude çabanın ederi?
-Metinhan, 2025.
Görsel: Midjourney
Ben hiç düşünmemişim,
Sarılmış, yüzünü yüzümde görmeden,
Hiç öğrenmemişim rüzgarı,
Esintiler seni bana sürüklemeden,
Güneş hiç ısıtmamış içimi,
Gülüşüne tanıklık etmeden,
Güzel nedir bilmemişim,
Senle geçen vaktin peşine düşmeden,
Manzaramız denizmiş,
Dalgaları dinlememişim,
Tenin tenime değmez iken,
Siyah, beyaz da akla pek yatkınken,
Vakit de içi boş bir mefhumken,
Düşmemişim ömrün peşine,
Çıkagelmişsin bir anda,
Renkleri getirmişsin yanında,
Anlatmışsın bana zamanı,
Sensiz geçen anları,
Gördün mü?
Renkler ve saniyeler bir olmuş,
Tek birini sayıklarlar,
Bana seni sorarlar,
Söylerim onlara;
Önce rüyalarıma sebep,
Sonra hayallerime,
Şimdi ise tek gayeme.
-Metinhan, 2025.
Görsel: Midjourney
Bir Yunan mitine göre tüm ilaçlara hakim olan Paeon ile onun eski öğretmeni ve ustası Asklepios(Tıbbın ve sağlığın tanrısı.) arasında ciddi bir rekabet gelişmiş, tabiri caizse boynuz kulağı geçmiştir. Asklepios, Paeon’u kıskanarak onun ölümüne sebep olur ama Paeon, Herkül’ün bir ok atışıyla yaralanan Hades’i öncelerinde iyileştirdiğinden mütevellit Hades, onu daha sonra kendi adını taşıyacak bir bitkiye dönüştürür. Paeonia yani Şakayık.
En dip noktamda, ellerimden tutup yukarı çeken; her anında, her nefesinde, her sesinde, teninde, kokusunda şifamı bulduğum şakayığıma.
Kaynakça
Bir vakit varmış,
Mumun vadesi kadarmış,
Bir adam varmış,
Tek yüzüğü kadarmış,
Bir vakit gelmiş,
Mumlar eriyip, tükenmiş,
Adam hala burada,
Meğer gemicikleri beklermiş,
Bir vakit geçmiş,
O yatsı hiç gelmemiş,
Adamsa gitmek nedir bilmemiş,
Yalnızca bir sarayı olsun istermiş,
Zıt tezahürlerinin ardında,
Mağdurmuş o hep aslında,
Ne istesek karşısında,
Yemediğiyse arkasında,
Kaşları hep çatıkmış,
Bize de pek bi’ karşıymış,
Tek yüzüğünü satmış,
Aslan postuna sarılmış,
Peşine bir sürü takmış,
Aslan ekmeğinin ardında,
Yalan yuva yapmış ağzına,
Derdi ne ola ki acaba?
Kalbi kötü olanın,
Dermanı para mı yoksa kötek mi ola?
-Metinhan, 2025
Not: Bu şiir tamamen hayal ürünüdür, şiirde bahsi geçen olayların gerçeklikle alakası yoktur. Gelecekte yalancı olduğunu düşündüğüm bir insanla karşılaşırsam kendisine ithaf ederim o ayrı. :)
Bugünün sonuna koyduğum,
Yarın ilk iş beni bekler,
Söyle gecenin berduş ayı,
Zaman niye bize zulmeder?
Düşünmez yaşayanları,
Vade dolusu gözü yaşaranları,
Hiç mi duymaz mazlumun kor ahını?
Söyle sen değilsen kim bize zulmeden?
Gel zaman git zaman, geldi vaktin söz hakkı;
Budalaymış varolan, özüne sürekli köz ekler,
Biteni pek dinlemez, üstüne bi’ de laf ister,
Duydum hep olanları, had bilmez hesapları,
Sen döşedin oğlum, buraya seni getiren taşları,
Oturur hala burada, utanmaz ister iki öğüt,
İyi aç o zaman o kulakçıkları,
Anca alır kalbin, varoluşunun anlamı,
Kötürüm akıl kaçırır, anı değerli kılanı,
Benim yönüm tek, seninse her yanın,
Dön bak ardına, bıraktığını sandıkların,
Arz etsin aradığın zalimler prangası,
Gözler oldu fal taşı,
Kaşların kızgın hatları,
Bilmem dolup, taşanı,
Kızgını kor tutanı,
İşin doğrusu unut derler,
Nasıl dersin, kolay gelsin,
Bilen varsa şöyle gelsin,
Ne çare ki kör gönlü bilenenler,
Bileni ne vakit dinlerler?
Yerin 7 kat altına inerler,
Üstüne bi' çare beklerler,
Hem yaşamaz hem imrenirler,
Bilmez ki karnın sancısı alıkoyar,
Akla anca varanı,
Gizlidense saklı kalamaz,
Dünden iz bırakanları,
Günleri sayınca geçer dedi, aptal,
Sandı peşinde değil kaçtıkları,
Yokmuş eşi yerine koyamadı, aptal,
Düşlerin is tutan planları,
Son çaresi noktayı koymak mı?
Ya da dönüp geriye bakmaktı,
Tercih yaptı aptal, düşündü yarınları,
Dönüp baktı ardına gördü geçmiş günahları,
Derken hepsi bir benim mi başıma?
Birden düştü dehşetin sahipsiz avcuna,
Sardılar dört bir yanı,
Koştu ardı ardına, güya bir bitiş çizgisi uğruna,
Pes mi ediyor yoksa, pardon çok yorulmuş olmalı,
Yetişin hızırım hatıralarım, suyun ta en altındayım,
Dönüp gördü kovalayanı, pek yakın simaları,
Yakasından kavradı geçmişin simsarları,
Son düzlükten bağırdı! Yetişin nidaları,
Yetişti yaralı parmağa korkunun tüm paydaşları,
Varırken avcun sonuna umduğunu da bulamadı,
Görünce gökte aradığı bi’ bankta,
Yanaştı tırsak ürkek yanına,
Bir paranoyanın ürünü orada, ne arıyorum lan ben burada?
Ahmak herif anlamadı, vardı döngünün başına,
Farkedince dünün sonuna koyduğu nokta bugünün ta başı,
Bu baş çok tanıdık, acaba bunlar kimin bakışları?
Otur dedi konuşalım aptal,
Söyle dedim malumum nedir abdal?
Başlayınca ağzı lafa, vardım dehşetin vahına,
Vardın yolun başına, sakladığın en sonlara,
Kafam karıştı abdal, birazcık yavaştan alsana,
Kulaklarını açsana, doğru bildiklerini unutsana,
Ufku göremiyor gözlerin, düşünmez mi hiç özlerin?
Kapı ki hemen aralık şurada,
Var git gördüğün tüm olası yollara,
Göremedim abdal,
Yoksa ben miyim tek o aptal?
Burada akıllı yok, aptal;
Duysana olanları,
Sana, bana yapılanları, kördüğüm olanları,
Peki yüzümdeki izlerin izanları?
İzansız ezeldendir burada, izanlar ise yalnız yolunda.
Açtım kapıyı, araladım; baktım abdal yanı başımda,
Adımladım, doğmaz sandığım güneşin alnına,
Şafağın şahidi bugün ilk kez ufkumda,
Baktım tekrar yanıma, abdal meğer yok aslında,
Anladım hayatımın yol ağzında,
Aptal bundan sonra hep yolunda.
-Metinhan, 2024.
Görsel: Midjourney
Sıkılgan gergin halleri,
Olmuş başa ayak bağı,
Pişmiş aşa düşen aklı,
Baştan alayım,
Peşimdeler, kapının eşiğindeler,
Dün geldiler, yarını beklerler,
Belki bir sapağın ardı,
Belki de gecenin şafağı,
Kurtuluşudur anahtarın,
Salı pazarı,
Çarşambaya çarşı,
Perşembe de hemen ardı,
Peki şimdiye ne kaldı?,
Sakınganın sanrı,
Sandı geçmez zamanı,
Durmuş zamanın tek harcı,
Tanıştırayım, bendeniz;
Boş işler ustası,
Hoş düşler marabası,
Geçmiş alıntılar hammalı,
Peşimdekilerse,
Prangalar şürekası,
İç güçler maşası,
Muhterem aklın zoru,
Gölgem yancısı,
Yakıtları korku,
Depoları dolu,
Peşimdeler, kapının eşiğindeler,
Dün geldiler, yarını beklerler,
Belki bir sapağın ardı,
Belki de zincirlerimin çığlıkları,
Ben ararken çıkar yolları,
Yularım ellerinde,
Gösterirler çıkmaz tüm yolları,
Hey sen! Zat-ı muhterem,
Evet sen, aklımın zoru,
O zaman sana bi' çift soru,
Prangamın ucu sende mi?
Öyleyse zorun bi' tek benle mi?
-Metinhan, 2025.
Görsel: Midjourney